Günümüzde beslenme şeklinin kalp damar hastalığı üzerine önemli etkilerinin olduğu kesin olarak bilinmektedir. Diyetin etkisinin araştırıldığı çalışmalarda agresif yağ kısıtlaması uygulayan çalışmalarda mortalitede %30-60 azalma sağlamak mümkün olmuştur. Koroner arter hastalığı üzerine olumlu etki yapan diyetin doymuş yağdan fakir; lif, antioksidan, teklidoymamış yağ ve balıktan zengin olması gerektiği gösterilmiştir. Omega-3 yağ asitleri içeren diyetler ise pıhtı oluşumunu azaltıp damar genişletici etki yapar. Birçok çalışmada balık tüketimi ile koroner mortalite arasında tersine ilişki vardır. Buradan da görüldüğü gibi diyetin tek etkisi kan yağları üzerine değildir; kan basıncı, obezite, insüline bağımlı olmayan diabetes mellitus ve pıhtılaşma sistemi üzerine de etkileri saptanmıştır.Kişi ideal kiloya getirilmeli, kilo fazlaysa kalorisi kisitlanmalidir Total yag tüketimi diyetin %30'unu geçmemeli, doymus yag %7-10 ile sinirlandirilmali, çokludoymamis yag tüketimi %10, teklidoymamis yag tüketimi ise %10-15 civarinda olmalidir. Diyet taze sebze, meyve, lif ve baliktan zengin olmalidir. Trigliserid yüksekse alkol kesilmeli, degilse de kisitlanmalidir. Tuz tüketimi kisitlanmalidir.
Diyet ile kontrol altına alınamayan kan yağları yüksekliği için ilaç tedavisi gerekli olacaktır.
Sağlıklı Beslenin
Yapılan çalışmalara göre, doymuş yağdan fakir; lif, antioksidan, tekli doymamış yağ ve balıktan zengin bir diyet, kalp damar hastalıkları üzerine olumlu etki yapıyor. Diyetin kalp sağlığı üzerindeki etkisinin araştırıldığı çalışmalarda, agresif yağ kısıtlamalarının ölüm oranında yüzde 30-60 azalma sağladığı ortaya konmuş. Omega3 yağ asitleri içeren besinler de kanda pıhtı oluşumunu azaltıp damar genişletici etki yapıyor. Ayrıca, balık tüketimi ile kalp damar hastalıkları sonucu gelişen ölüm oranında ters orantı olduğu ortaya konmuş.
Ne yapmalı?
Beslenmenizde taze sebze, meyve, balık ve lifli gıdalardan zengin beslenmeye özen gösterin. Total yağ tüketiminiz diyetinizin yüzde 30'unu geçmemeli. Doymuş yağ oranını yüzde 7-10, çoklu doymamış yağ tüketimini yüzde 10, tekli doymamış yağ tüketimini ise yüzde 10-15 civarında sınırlandırın. Kırmızı eti haftada 1-2 kez olmak üzere yaklaşık 100’er gram tüketin. Tatlı tüketmek istediğinizde ağır hamur tatlıları yerine sütlü olanları tercih edin. Trigliserid değeriniz yüksekse alkolü bırakın, değilse kısıtlayın. Günlük tuz alımını da 5 gram ile sınırlandırın.
İdeal Kilonuza Ulaşın
Araştırmalar obezitenin kalp damar hastalığının oluşumunda önemli bir risk faktörü olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlara göre beden kitle indeksinin (kilo / metre olarak tanımlanan boyun karesi) 25 kg/m2 altında olması normal kabul ediliyor. 25-30 kg/m2 arası kilo fazlalığı, 30 kg/m2 üzeri ise obezite olarak nitelendiriliyor. Yağların karın çevresinde toplanması kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini daha da artırıyor. Bu nedenle bel çevresi kadınlarda 88, erkeklerde ise 98 santimi geçmemeli.
Ne yapmalı?
Sadece yüzde 10’luk bir kilo kaybı bile kolesterol ve trigliserid değerlerinin ciddi oranda düşmesine yardımcı oluyor. Bunun için ideal kilonuzu korumaya çalısın. Şişmansanız, fazla kilolarınızdan bilinçli bir beslenme ve egzersiz programı ile kurtulun. Diyet yaparken dikkat etmeniz gereken en öneli nokta ise kilolarınızı yavaş yavaş vermeniz. Çünkü hızlı verilen kilolar, yine hızlı bir şekilde geri alınıyor.
BU BESİNLERDEN KAÇININ!
- Sakatatlar (karaciğer, beyin, böbrek, işkembe, dil vb),
- Kabuklu deniz hayvanları (karides, midye, kalamar vb),
- Tam yağlı etler, sucuk, salam, sosis, pastırma, tavuk ve hindi derisi,
- Yağlı gıdalar (kaymak, krema, mayonez, çikolata ve yağlı soslar),
- Yağda kızartma ve kavurmalar,
- İçeriği bilinmeyen hazır gıdalar,
- Alkollü içkiler, hazır meyve sulan, meşrubatlar
- Tereyağı, kuyruk yağı, içyağı, margarin yağı,
- Çorba ve diğer yemeklerinizde lezzet verici olarak kullandığınız et suyu veya tavuk suyu.
Hipertansiyon, kalp damar hastalıklarına birkaç mekanizma üzerinden etkili oluyor. Damar iç yüzeyi bozukluğu, hipertansiyonun erken evrelerinden itibaren ortaya çıkıyor. Hipertansiyon ayrıca damar iç yüzeyindeki genişlemeyi azaltıyor, hücrelerde yağ birikimini kolaylaştırıyor, kandaki akışkanlığı bozuyor, kireçlenmeyi artırıyor, istenmeyen hücre ve pıhtı birikimini kolaylaştırıyor. Yapılan çalışmalara göre; tedaviyle büyük ve küçük kan basınçları 13 ve 6 mmHg düşürüldüğünde inme riskini yüzde 38, koroner olayları ise yüzde 16 oranında azaltmak mümkün oluyor.
Ne yapmalı?
Hipertansiyon sorununuz varsa ve genç, orta yaslı veya diyabetik iseniz hedef kan basıncınızın 130/85 mmHg’nin altında, ileri yasta iseniz 140/90 mmHg altında olmasına dikkat edin. Bunun için ideal kilonuza ulasın, tuz alımını 5 gram ile sınırlandırın, fiziksel aktivitenizi artırın, sigara içmeyin, alkol tüketimini kısıtlayın, günde 50-90 mmol potasyum alın, doymuş yağ alımını sınırlandırın ve yeterli miktarda kalsiyum ile magnezyum içeren besinler tüketin.
Sigara ile kardiyovasküler hastalıklar arasında sıkı bir ilişki mevcut. Sigara damar iç yüzeyinde kolesterol ve yağ kireç birikimini kolaylaştırıyor. Kan fibrinojen konsantrasyonunu yükseltiyor, pıhtı hücrelerinin tepkilerini artırıyor ve kan akışkanlığını bozuyor. Aynı zamanda damar tonusunu ve elastikiyetini de bozuyor. Bunların yanı sıra iyi huylu kolesterol HDL'yi azaltıyor ve kötü huylu kolesterol LDL'nin damar duvarındaki zararlı etkisini kolaylaştırıyor. Kalp krizi geçiren kişilerin sigara içimine devam etmeleri halinde tekrar kriz geçirme riski yüzde 22-45 oranında artıyor. Koroner bypass sonrası sigaraya devam edilmesi de ölüm oranını 2 kat yükseltiyor. Sigara ile koroner arter hastalığı arasındaki ilişki süreklilik taşıyor ve doza bağlı değişiyor. Öyle ki erkeklerde, kalp damar hastalığı günde 1-14 sigara içenlerde 1.7 kat ve günde 25 üzeri içenlerde 2.6 kat daha yüksek bulunmuş. Kadınlarda, günde 1-4 sigara içenlerde risk 1.9 kat, 14-24 sigara arası içenlerde 4.3 kat ve 25'ten fazla sigara içenlerde ise 5.4 kat arttığı tespit edilmiş. Pasif olarak sigara dumanına maruz kalmak da riski artırıyor. Öyle ki pasif içici her 10 sigaradan 4'ünü içmiş sayılmalı. Sigaranın bırakılması ile kardiyovasküler risk ise yaslı hastalarda bile hızla düşmeye başlıyor: Bir yılın sonunda yüzde 50 kadar azalan risk, 10 yıl kadar bir süre geçmesiyle koroner olay açısından giderek kayboluyor.
Fibrinojen, von Willebrandt faktörü ve Faktör VIIa'yı da içine almak üzere birkaç hemostatik belirleyici, artmış kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkili bulunmuştur. Ancak bunlar arasında konuyla bağlantısı en güçlü ve en sabit olanı fibrinojendir. Hem vaka-kontrol çalışmaları, hem de prospektif kohort çalışmaları tutarlı bir şekilde plazma fibrinojen düzeyi ile koroner ve serebrovasküler hastalıklar arasında pozitif bir ilişkiyi göstermektedir. Pıhtı hücrelerinin birikimini irreversible olarak önleyen asetilsalisilik asitin (aspirin) gerek primer, gerekse sekonder korunmada yeri olduğu düşünülmektedir.
Diyabet, hiperlipidemi, hipertansiyon, obezite ve insülin rezistansı ile ateroskleroz arasında sıkı bir ilişki vardır. Diyabette aterosklerozun etiyolojisi çok faktörlüdür. Diyabette en sık ölüm nedeni hala myokard infarktüsüdür. Diyabet damar duvarının esnekliğini bozmakta, hücre birikimine ve artışına neden olmakta, pıhtılaşmayı artırmakta ve damar iç yüzeyindeki hücre hasarını kolaylaştırmaktadır.
İyi kontrol altında olmayan diyabette tipik olarak hipertrigliseridemi ile beraber HDL düşüklüğü bulunur. Hipertrigliseridemi LDL metabolizmasını etkileyerek daha küçük ve yoğun LDL moleküllerinin oluşmasına yol açar. Bu LDL formu, daha az yoğun olan LDL'ye göre beher miligram HDL kolesterol başına daha aterojeniktir.
Düşük HDL düzeyleri açik bir şekilde, artmiş koroner riski ile baglantilidir. Bunun ters kolesterol transportundaki bozulmadan mi kaynaklandigi, yoksa diyabetteki trigliserid ve LDL anormalliklerini doguran altta yatan patolojik metabolizmanin bir yansimasi mi oldugu belirsizdir. Bununla beraber, kontrol dişi tip-I ve tip-II diyabette Lp(a) düzeyi bozukluklari da oldukça sıktir.
Koroner mortalite tip-1 diyabetlilerde 3-10 kat, tip-2 diyabetlilerde erkekse 2, kadınsa 4 kat artar. Amerikan Diyabet Derneğinin önerilerine uyarak hastalarda açlık kan şekerini 120 mg/dl ve glukoz hemoglobini %7'nin altında tutmakta yarar vardır.
Fiziksel aktivite azlığı ve fizik kondisyon yetersizliği de, aynı obezite gibi, koroner kalp hastalığı ile ilgili bağımsız belirleyiciler olarak değerlendirilmesi zor özelliklerdir. Düzenli egzersizin hem kardiyovasküler sisteme, hem de kardiyak risk faktörlerinden kan basıncı, lipid profili, glukoz toleransı, obezite ve tromboza eğilim üzerinde olumlu etkilerinin olduğu bilinmektedir.Ülkemizde yapılan Türk Kardiyoloji Derneği tarafından yapılan TEKHARF çalışmasında fizik aktivite ve total kolesterol düzeyleri arasında anlamlı bir tersine ilişki saptanmıştır. Düzenli ve doğru egzersiz yapılması koroner mortalitede egzersiz ile %23 azalma sağlandığı şeklindedir. Kardiyovasküler riski azaltmak amacı ile önerilen minimum egzersiz, haftanın üç günü en az 30 dakika ve aerobik özellikte olmalıdır.
İyi huylu kolesterol HDL’nin damar sertliği gelişiminde koruyucu bir rolü var. Dolayısıyla düşük, yani 40 mg/dl altındaki HDL değeri önemli bir koroner risk faktörünü oluşturuyor.
Trigliserid yüksekliği kalp damar hastalığının oluşumunda tek basına çok fazla bir risk teşkil etmiyor. Ancak buna sıklıkla eşlik eden düşük HDL, insülin direnci, küçük yoğun LDL ve karın çevresi genişliği ciddi bir risk oluşturuyor. Trigliserid seviyesinin 150 mg/dl veya daha aşağısında tutulması gerekiyor.
Şişmanlik, koroner kalp hastaligi ile ilgili erken dönem epidemiyolojik çalişmalarda tek degişkenli analizler sonucunda bir risk belirleyicisi olarak gözükmüştür. Yagin karin bölgesinde toplanmasi ile karakterize yağ birikimi, koroner arter hastaligi riski açisindan çok daha önemlidir.Beden kitle indeksi (kilo / metre olarak tanımlanan boyun karesi) ile mortalite arasında doğrusal bir ilişki vardır. Beden kitle indeksinin 25 kg/m2 altında olması normal kabul edilir. 25-30 kg/m2 arası kilo fazlalığı, 30 kg/m2 üzeri ise obezite kabul edilir. Artmış bel/kalça oranı yani abdominal obezite, KAH riskini özellikle arttırır. Erkeklerde 0.9, kadınlarda 0.8 altındaki bel kalça oranı normal kabul edilir.
Haftada En Az Üç Gün Spor Yapın
Günümüzde teknolojinin sunduğu otomobil, yürüyen merdiven ve asansör gibi imkanlar nedeniyle gün geçtikçe daha az hareket etmeye başladık. Oysa fiziksel aktivite azlığı ve fizik kondüsyon yetersizliği kalp damar hastalıklarının oluşumunda önemli bir risk faktörü. Türk Kardiyoloji Derneği tarafından yapılan TEKHARF (Türk Erişkinlerde Kalp Hastalıkları ve Risk Faktörü) çalışmasında, düzenli ve doğru egzersiz yapmanın kalp damar hastalıkları nedeniyle oluşan ölümlerde yüzde 23 azalma sağladığını ortaya koymuş.
Ne yapmalı?
Kalp sağlığınız için haftanın en az 3 günü en az 30 dakika ve aerobik özellikte egzersiz yapmaya özen gösterin. Ancak hiçbir yakınmanız olmasa bile egzersiz uygulamalarına başlamadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçin.
Psıkososyal stresin düzeltilmesinin koroner olaylara olan etkisini ölçmek, stresin ölçüm ve değerlendirme zorluğu nedeniyle oldukça güçtür. Psıkolojik stres, öfke ve depresyonun kalp damar hastalığı riskini arttırdığı gözlemsel çalışmalarda bildirilmiştir. Özellikle infarktüs sonrası hastalarda depresyon ve stres azaltıcı girişimlerin yararlı olduğu düşünülmektedir.
Damar sertliği için 15 mol/lt üzeri plazma homosistein düzeyleri, bağımsız risk faktörü olarak tanımlandı. Bu düzeyin üzerindeki homosistein değerine sahip olanlarda, 5 yıl içinde miyokard infarktüsü geçirme riski 3.4 kat artıyor
Genetik olarak belirlenen lipoprotein(a) yüksekliğinin erken miyokard enfarktüsü ve inme için önemli bir risk faktörü olduğu biliniyor. Artmış Lp(a) ve LDL (kötü huylu kolesterol) düzeyleri birlikte görüldüğünde kalp damar hastalığı için önemli bir risk faktörü oluşturuyor.
Antioksidan tedavinin koroner ateroskleroz gelişimini engelleyebilecegine dair çok sayida gözlemsel çalişma varsa da, rutin kullanimini öngördürecek kadar mortalite verisi henüz yoktur. Dogal antioksidan tüketimi fazla olan toplumlarda koroner olaylar azalmaktadir. Ancak, ek tedavi olarak denenen probucol, beta karoten, C vitamini ve E vitamini kullanimi olan çalişmalardan tutarli bir sonuç elde etmek mümkün degildir. Bu bilgiler işiginda diyetle antioksidan tüketimi arttirilmasi dişinda, rutin vitamin tedavisi kullanimini önermek mümkün degildir.
Chlamydia pneumoniae başta olmak üzere, bazi infeksiyöz ajanlarin ateroskleroz gelişimine yol açabilecegine dair bazi bulgular varsa da, bunun anlam ve klinik sonuçlari hakkinda yeterli veri yoktur.
Son yıllarda yapılan çalışmalarda, hs-CRP yüksekliğinin kalp damar hastalığı ile ilişkisi ortaya konmuş. Bu değerin <0.7 mg/L olması normal kabul ediliyor ve üzerindeki değerler kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini artırıyor.