Koroner arter hastalığı diğer adıyla kalp damar hastalığı, en sık karşılaşılan kalp hastalığıdır. Ülkemizde yaklaşık 1,5 milyon kalp hastası olduğu tahmin edilmektedir. Yılda yaklaşık 300 bin kişi kalp krizi geçirmekte ve bunların 100 bini ölümle sonuçlanmaktadır. Kalp krizi ve koroner kalp hastalığı, çalışan kişileri hayatın en üretken çağında yakalamaktadır. Önceden çok fazla uyarı vermediği için kişinin kendisi, ailesi, işvereni veya iş verdiği kişiler tamamen hazırlıksız bir şekilde kalp krizinin kötü sonuçlarına katlanmak zorunda kalmaktadır. Her yıl yüzlerce iş günü kalp hastalıkları nedeni ile kaybedilmekte, ülkemizde emek ve bilgi üretkenliğine önemli bir darbe inmektedir. Kalp krizi nedeni ile "ani ölüm" şeklinde hayatını kaybeden kişiler bazen sadece kendi ailelerini değil, aynı zamanda bulundukları sosyo-ekonomik görev itibarı ile tüm ülkeyi de sarsabilirler.
Kalp damar hastalığı nedir?
Kalbimiz pompa görevini yaparken kalp damarı adını verdiğimiz damarlardan kan alarak beslenir. Bu damarların iç duvarında yağdan zengin maddelerin birikmesi sonucu kalp damar hastalığı oluşur. Damarın daralmasıyla veya aniden tıkanmasıyla kalbin beslenmesi bozulur.
Bunun sonucunda kendini 4 şekilde gösteren kalp damar hastalığı oluşur.
Bunlar:
1- Ani Ölüm: Beklenmedik bir şekilde 1 saat içinde gerçekleşen ölüme ani ölüm denir. Hasta aniden ölür. Ani ölümler tüm ölümlerin %12 sini oluşturmakta olup bunun yarısı kalp damar hastalığına bağlı gerçekleşir. Birden başlayan göğüsde baskı, yanma, ağırlık, sıkıntı hissi vardır; soğuk terleme ve bulantı kusma eşlik edebilir. Bunlar kalp krizi belirtileri olup bu hastaların yarısı hastaneye ulaşamadan ölürler. Ani ölüm dışında, koroner kalp hastalıkları tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenleri içinde ilk sırayı almaktadır.
Ülkemizde başlıca ölüm nedenleri
1. Kalp ve Damar Hastalıkları %47
2. Bebek ve Çocuk Ölümleri %16
3. Kanserler %12
4. Solunum Sistemi Hastalıkları %5
5. İnfeksiyon Hastalıkları %5
6. Kaza (iş,Trafik, Terör) %4
7. Gastrohepatik (Mide, Karaciğer Hastalıkları) %4
8. Genitoüriner (Böbrek, Prostat Hastalıkları) %2
2-Kalp Krizi: Kalp krizi kalp damarının aniden tıkanması sonucu oluşur. Toplumda yıllık görülme yüzdesi %0,6 dır. Hastada göğüsde yanma, baskı, sıkışma hissi vardır bu şikayetler çeneye ve kollara doğru da yayılabilir. Bulantı, kusma soğuk terlemenin eşlik etmesi tanı koydurucudur. Şikayet aniden başlar. Yer, zaman ve hareketten bağımsızdır. 30 dakikadan fazla sürer. Bu durum, derhal bir ambulansla en yakın kalp merkezi veya hastanenin acil servisine gidilmesini gerektirmektedir. Hayati tehlike söz konusu olduğundan bu durumda en etkili müdahale hastanelerde yapılabilir.
3-Kalp krizi öncesi durum: Pıhtı tarafından tıkanmaya meyilli, tıkanan kendiliğinden açılan kalp damarı mevcuttur. Şikayetler kalp krizindeki ile aynıdır. Ancak şikayetlerin şiddeti daha az olabileceği gibi şikayetlerin süreside gün boyu devam edebilir. Bu durumda acil müdahale gerektiren bir durumdur. Hastaların en yakın acil servise başvurması önerilir.
4-Egzersizle gelen göğüs ağrısı: Herhangi bir iş yaparken gelen baskı şeklindeki göğüs ağrısı da kalp damar hastalığının belirtisidir. Yol yürürken, merdiven çıkarken, yokuş yukarı giderken, yemek sonrası yürürken, soğuk havalarda yürürken, göğsünüzde baskı, yanma, ağırlık hissinden şikayet edebilirsiniz. Bu ağrının özelliği yürümeyi bıraktığınız an ağrınız azalması ve kendiliğinden (5 dakikada kısa bir süre içerisinde) kaybolmasıdır. Bu ağrı bazen sol omuz, sol kolun iç kısmı, boyun, alt çene ve sırttaki kürek kemiklerinin arasına da yayılabilir ya da öncelikle bu bölgede hissedilebilir. Bu ağrının sebebi kalp damarınızda yavaş yavaş oluşan daralmadır. En kısa sürede hekime başvurarak uygun tedaviye başlanmalıdır.
Hipertansiyon: Tansiyon hastalığının %95 i genetiktir. Yani belli bir sebebi yoktur. Hasta tansiyon hastalığının ortaya çıkış sürecini kendi belirler. Yaşam tarzına bağlı olarak bu süreci öne alabilir ya da erteleyebilir. Tansiyon; Damarlardaki akan kanın hızlı ve şiddetli akması demektir. Bu hızlı akan kan beyin böbrek, kalp gibi organları beslerken hasara uğratır. Zaman içerisinde de birden ortaya çıkan felç, kalp krizi, böbrek yetersizliği şeklinde hedef organ hasarlarına yol açar. Normal tansiyon demek büyük tansiyonun 120 mmHg ve altı, küçük tansiyonun ise 80mmHg ve altında olması demektir. Yaşla birlikte atardamardaki sertlik artar ve kanın akışı hızlanır yani tansiyon yükselir. Bu hızlı akan kan aynı zamanda kalp damarlarının iç yüzeyini hasara uğratarak kandaki yağ partiküllerinin damar yüzeyine sıvanmasına ve birikmesine sebep olur. Zaman içersinde bu birikim kalp damarlarında darlığa veya aniden tıkanmasına yol açabilir.
Tansiyon hastalarının %50 si tansiyon hastası olduğunu bilmez. Bu hastaların şikayetleri yoktur. Ancak yüksek tansiyonun organları hasara uğrattığı unutulmamalıdır.
Bu risk faktörünü ortadan kaldırmak için mutlaka tansiyonumuzu istenen düzeylere çekmeliyiz. Tansiyonu istenen düzeylere çekmek hasta ve hekimin ortak işbirliği ile olur. Çünkü biz biliyoruz ki 2-3 tansiyon ilacı kullandığı halde tansiyon hastalarının %40-50 sinde tansiyon istenilen düzeylere çekilememektedir.
Büyük tansiyonu 120-150 mmHg, küçük tansiyonu 80-90 mmHg arasında seyreden bireylere öncelikle yaşam tarzı değişikliği önerilir. Tansiyonu 2-3 kez 160 mmHg üzerine çıkan hastalara doğrudan ilaç tedavisi başlanır. Ancak bu hastaların yaşam tarzı değişikliğini mutlaka benimsemeleri gerekir. Bir hasta sadece yaşam tarzını düzenleyerek tansiyon hastası olma yaşını erteleyebilir.
Hastaya tansiyon ilacı başlandıysa hasta bu ilacı ömür boyu kullanmalıdır. "Tansiyonum düştü, artık ilaca ihtiyacım yok" yanlış bir düşüncedir. Bu durum ilacın kesilmesinden 2-3 hafta sonra ani ve tehlikeli tansiyon sıçramalarına sebep olabilir.
Kilo verme yaşam tarzı değişikliğinde çok önemli bir etkendir. Verilecek her 10 kilo büyük tansiyonda 20 mmHg'lık bir düşüş sağlar. Meyve sebze ağırlıklı beslenme ile 8 mmHg, tuz kısıtlaması ve fiziki aktivitenin artırılması ile 8'er mmHg'lık düşüş sağlanabilir. Yine alkol alımının kıstlanması ile 5 mmHg bir düşüş sağlanabilir.
Diyabet: Kalp damar hastalığına yakalanma riski tip 2 diyabeti olanlarda 4 kat, tip 1 diyabeti olanlarda ise 10 kat artmıştır. Şeker hastalığı olanlar kalp krizi, felç geçirme, ani ölüm riski açısından en az kalp damar hastalığı olanlar kadar risk altındadır. Şeker hastalarında gizli kalp damar hastalığı ve gizli kalp krizi geçirme olasılığı yüksek olduğu için yılda en az bir kez kardiyolojik muayeneden geçirilmeli ve mevcut risk faktörleri daha şiddetli tedavi edilmelidir. Örneğin tansiyonu 140 mmHg olan bir normal bireye tansiyon ilacı önermezken, şeker hastasında mutlaka ilaç başlanmalıdır. Yine kötü kolesterolü (LDL) 120 mg/dl olan normal bireye hiçbir öneride bulunmazken şeker hastasının değerini 100'ün altına çekmek için ilaç başlanır. Şeker hastalarında beraberinde kalp damar hastalığıda tespit edilmişse, bu hastaların kandaki şeker düzeyleri 100mg/dl düzeylerinde tutulmalı ve 3 aylık şeker ortalama düzeylerini gösteren HbA1c düzeylerinin %7 nin altında tutulmasına azami çaba gösterilmelidir.
Sigara: Sigara sadece akciğerlerimize değil kalbimize de büyük zarar veriyor. Sigara kandaki pıhtılaşma faktörlerini harekete geçirir. Kalp hızını ve tansiyonu artırır. Kalp damarlarındaki yağdan zengin madde baloncuklarının patlama sürecini başlatır. Günlük içilen sigara miktarı ile kalp krizi geçirme arasında doğrudan ilşki vardır. Sigara içen kişilersigara içmeyen bir kişiye göre 3 kat daha riskliyiz kalp hastalığı geçirme açısından. Peki sigara içmiyorsak sigara içilen bir ortamda yaşıyorsak o zaman da kalp krizi geçirme ve kalp krizinde ölme riskimiz bir buçuk kat artmış demektir. Kalp damar hastalığı olanların mutlaka sigarayı bırakması gerekir. Sigara bırakılmasından 1 yıl sonra kalp damar hastalığından ölümü %50 azaltır 5 yıl sonra ise bu risk sigara açısından sıfırlanır. Sigarayı bırakmak için hekiminizden yardım alınması önerilir.
Kan Yağlarındaki Yükseklik: Kan yağlarının yüksek olması en önemli risk faktörü ve kalp damarlarında darlık oluşumunun ana etmenidir. Kan yağlarını düşürürerek kalp krizi geçirme ve kalp krizinden ölme riskini düşürmüş oluruz. 3 çeşit kan yağı mevcuttur. Bunlar kötü kolesterol (LDL), iyi kolesterol (HDL) ve trigliseridlerdir. LDL kolesterol bizim için en önemli kolesteroldür. Çünkü tedavi gerekliliğini daha çok kötü kolesterole göre düzenleriz. LDL kolesterolün olması gereken düzeyleri kişiden kişiye ve hastadan hastaya değişir. Şöyle ki, eğer kolesterolü yüksek bir hasta iseniz mutlaka doktorunuza riskinizi hesap ettirin. Doktorunuzdan 10 yıl içinde kalp krize geçirme ve kalp krizinden ölme riskinizi öğreniniz. Çünkü kan yağlarını ne kadar düşüreceğimizi, hangi değerleri normal kabul edeceğimizi risk hesabına göre yaparız. Örneğin şeker hastalığı veya kalp damar hastalığı olan bir kişide LDL kolesterol 100mg/dl üzerinde ilaç başlanırken, risk faktörü olmayan bir hastada ise LDL kolesterol 190 mg/dl üzerine çıkarsa ilaç başlanabilir.
İyi kolesterol (HDL) değerlerinin yüksek olması kalp damar hastalığı riskini azaltır. Trigliserit değerleri ile iyi kolesterol değerleri ters orantılıdır. İyi kolesterolün bayanlarda 60mg/dl erkeklerde 50mg/dl üzerinde olması kalp damar hastalığı riskini azaltır. Egzersiz yaparak ve sigarayı bırakarak hem iyi kolesterolünüzü yükseltir hemde trigliserit değerlerinizi azaltabilirsiniz.
20 yaşından sonra her sağlıklı bireyin 5 yılda bir, eğer tansiyon, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, kalp hastalığı varsa en az yılda bir kan yağlarını ölçtürmesi gerekmektedir.
Genetik miras: Bir diğer risk faktörümüz ise genlerimiz ile getirdiğimiz değiştiremediğimiz risklerimizdir. 1. derecede erkek akrabalarımızda 55 yaşın altında, bayan akrabalarımızda 65 yaşın altında kalp damar hastalığı öyküsü varsa siz de risk altındasınız demektir.
Genel olarak yaşam tarzınıza, kilonuza mutlaka dikkat etmelisiniz. Daha aktif bir yaşam tarzı benimsemeli, yani egzersiz yapmalısınız. Egzersiz haftanın en az 4 günü minumum 20-30 dakika süreyle bütün kas gruplarının hareket edeceği şekilde olmalıdır. Ağırlık kaldırmak vb . kalp damar hastalığından koruyacak egzersizler değildir. Hızlı yürüme, koşma, bisiklete binme, bisiklet çevirme, aerobik, yüzme gibi bütün kas gruplarının harekete katıldığı egzersizler en yararlı olanlarıdır.
Egzersiz olarak; haftada 3-4 gün ve en az 30 dk. (5 km) olmak üzere yürüyüş yapılmalıdır.
Kilo problemi: Kilo probleminiz ve göbek tipi yağlanmanız varsa kalp hastalığına götüren şeker, tansiyon, kolesterol yüksekliği gibi risk faktörlerine sahip olabilirsiniz. Bayanlarda bel çevresinin 88 cm erkeklerde 102 cm üzeri olması göbek tipi yağlanmayı gösterir. Mutlaka kan tetkiki yaptırıp, bir hekime ve diyetisyene muayene olmalısınız.
1. Nefes Darlığı
Genellikle yürüme ve koşma sırasında hızlı soluma ve buna rağmen rahat nefes alamama duygusudur (hava açlığı). Göğüs ağrısı şikayetlerinde olduğu gibi, nefes darlığı da dinlenme halinde gelebilir ve bu durum ciddi bir kalp hastalığının habercisi olabilir. Ancak bazı akciğer hastalıkları da (astım, amfizem gibi) benzer belirtilere yol açabilir ve gerçek sebebin kalpten mi, yoksa akciğerden mi kaynaklandığının anlaşılması çok zor olabilir. Bu gibi durumlarda bir kalp uzmanının ileri tetkikleri yaptırıp (hatta bazen akciğer uzmanı ile birlikte çalışarak) hastanın gerçek sorununu saptaması gerekebilir.
2. Çarpıntı
Kalp hızının aniden çok yükselmesi (dakikada 100-300 arası atım gibi), çok düşmesi (dakikada 30-40 atım gibi) sonucunda veya düzensiz kalp atışlarına bağlı olarak göğüs kafesi içerisinde kalbin olduğu yerde hissedilen çarpıntı duygusudur.
3. Senkop (Bayılma)
Genellikle ayakta dururken birdenbire bilinç kaybı olup yere yığılma ve kısa bir süre sonra kendine gelme halidir. Son derece ciddi bir kalp hastalığının belirtisi olabileceği gibi diğer çok sayıdaki daha az ciddi sebeplerden de kaynaklanabilir.
Kalp damar hastalğı şüphesi varsa bu tanı mutlaka aşağıdaki tetkiklerle desteklenmelidir:
EKG
Kalp elektrosu ile tek başına kalp damar hastalığına tanı konulamaz. Ancak acil durumlarda kalp krizi teşhisinde önemli rol oynadığı durumlar vardır.
Ekokardiyografi (EKO)
İnsan kalbinin yapısı, boşluklarının çapları, kalp adalesinin çalışma kapasitesi ve özellikle kalp kapaklarının yapısı ve işlevlerini, ses dalgası yöntemi ile canlı görüntüye çevrilen tekniğe ekokardiografi (EKO) adı verilir. Bu test için hiçbir ön hazırlık veya açlık gerekmez ve kısa süre içinde tüm test tamamlanabilir. Eğer hastanın şikayetleri sürerken yapılırsa, kalp krizi şüphesinde %100 tanı koydurucu olduğu durumlar vardır.
Efor testi
Efor testi acil durumlarda değil daha çok kalp damarlarındaki yavaş oluşan ciddi darlıklarda ileri tetkik gerekip gerekmediğini anlamak için yol göstericidir.
a) Eforlu EKG testi:
Kalp damarlarının darlığında şüphelenilen hastanın, yürüme bandı üzerinde hızlı tempoda yürütülmesi esnasında sürekli olarak kalp elektrokardiyografisinin çekilmesi ´efor testi´ olarak adlandırılır.
b) Stres Ekokardiyografisi:
Bazı özel durumlarda kalbin ultrasonografik incelemesi (EKO), efor testinden hemen önce ve hemen sonra alınarak, kalp hastalığı teşhisinin doğruluk payı, normal efor testine göre daha da artmış hale getirilir.
Koroner (Bilgisayarlı Tomografi) BT
Hastanın damar yolundan opak madde verilerek kalp damarlarının görüntülenmesi yöntemidir. Koroner BT yöntemi koroner damar içini ve damardaki plakların birlikte görüntülenmesini sağlayarak koroner arter hastalığı varlığı, yaygınlığı, ciddiyeti ve yapılacak tedavi planı konusunda önemli katkılar sağlamaktadır. Yakınması olmayan ancak koroner arter hastalığı için yüksek risk grubunda olanlarda ve şikayeti olup bilinen veya bilinmeyen kalp damar hastalığı varlığının saptanmasında önemli katkılar sağlayabilir.
Kardiyak MR
Kalp zarının, kalp odacıkları ve kapaklarının, kalp adalesinin ve kalpten çıkan çıkan büyük atardamarların yapısını ve bazı kalp hastalıklarını (daralma, genişleme, kireçlenme gibi) son derece kolay ve hastaya zarar vermeyen bir şekilde ortaya koyan görüntüleme yöntemidir. İşlem süresi 15 dk civarındadır ve herhangi bir ön hazırlık gerektirmez.
Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi (MPS)
a)Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi (Talyum Testi): Kalbi besleyen damarlarda herhangi bir tıkanıklık veya darlık olup olmadığının araştırılmasında, efor testine göre daha duyarlı bir yöntemdir. Damar yolu ile verilen ve radyoaktif bir madde olan Talyum ile istirahat sırasında ve eforda kalp kasının kanlaması (veya beslenmesi) incelenir. Testin aç olarak yapılması gereklidir.
b) MUGA: Kalbin sol karıncığının pompalama gücünün ölçümünde en kesin yöntemdir. İşlemden önce Teknesyum adı verilen bir radyoaktif madde ile kanın alyuvarları işaretlenir. Görüntüleme EKG kaydıyla eşzamanlı yapılarak kalp fonksiyonu ölçülür.
Pozitron Emisyon Tomografisi (PET)
Kalp krizi geçirmiş olan hastalarda kalp krizi bölgesinde canlı doku olup olmadığını gösteren en değerli tetkiktir. Hastanın tedavisinde ameliyat veya perkütan koroner girişim kararında önemli rol oynar.
Koroner Anjiyografi
Kalbin yapısının, kalp odacıkları ve büyük damarlardaki basınç değerlerinin, kalp kapakçıklarındaki darlık ve yetersizliklerin ve özellikle kalp damarlarında daralma veya tıkanıklık olup olmadığının kesin olarak gözlenebilmesi kalp kataterizasyonu ve koroner anjiografi sayesinde mümkün olmaktadır. Bu teknoloji sayesinde kalp damarlarının her birinin farklı açılardan ayrı ayrı radyolojik fotoğrafları çekilir. İşlem süresi genellikle 10-20 dk arasındadır ve işlemden sonra 4-6 saatlik yatak istirahatı gerekmektedir. Kasık atar damarından lokal anestezi altında kalbe kadar ilerletilen bir katater yardımı ile yapılır. Kalp katateri sırasında kalbin içindeki basınçlar ölçülür ve aynı zamanda sol kalp boşluğuna ´boyalı madde´ verilerek kalbin kasılma işlevi de incelenir.
El Bileğinden Anjiyografi:
Kalp damar hastalıklarının teşhis edilmesinde büyük önem taşıyan ve yıllardır kasıktan yapılan anjiyo girişimleri, bir süredir el bileğinden uygulanabiliyor. Bu sayede sabah anjiyo olup, öğleden sonra işe ya da eve dönmek mümkün hale gelebiliyor. Üstelik anjiyo sırasında stent de takılabiliyor.
El bileğinden anjiyo nasıl uygulanıyor?
El bileğinden anjiyo için ön hazırlık gerekmiyor. Bu nedenle hasta, işlemin yapılacağı hastaneye anjiyo saatinde gelebiliyor. Anjiyo salonuna yürüyerek giriyor ve işlem masasına da kendisi yatıyor. Bu yöntem 100 hastadan 1'inde uygun görülmüyor. Hastanın bu yönteme uygun olup olmadığını anlamak için önce "Allen" adı verilen bir test uygulanıyor. Bu test ile eldeki kan dolaşımının uygunluğu araştırılıyor. Test hasta anjiyo masasında iken yapılıyor. Allen testini önce anjiyo teknisyeni uyguluyor, ardından hekim testi bir kez daha tekrar ediyor ve uygulama ile ilgili son kararı veriyor. Anjiyo için işlem yapılacak bölge lokal olarak uyuşturuluyor. Kesinin çok küçük olması sayesinde hasta bu sırada ağrı hissetmiyor. Ardından anjiyo işlemi uygulanıyor. İşlem sonrasında hastanın bileğine bileklik benzeri bir materyal takılıyor. İşlemden sonra hasta anjiyo salonundan yine yürüyerek çıkıyor. Taburcu olurken bu materyal çıkarılıyor ve hastanın işlem yeri bandajlanıyor.
El bileğinden yapılması ne tür avantajlar sağlıyor?
- Hastaların anjiyo öncesinde hazırlanması gerekmiyor.
- Hastaların yüzde 99'una uygulanabiliyor.
- Kilo problemi olan hastalarda da kolaylıkla uygulanabiliyor.
- Kan sulandırıcı ilaç kullananlar için daha uygun bir yöntem.
- Damarda şişlik, morarma ve yırtılma riski yok.
- Komplikasyon riski az.
- Sonda takılmasına gerek kalmıyor.
- Kum torbası kullanılmıyor
- Hasta yemeğini kendisi yiyebiliyor.
- Anjiyo işleminden sonra ayağa kalkabiliyor
Kasık damarı yolu ile tanısal koroner anjiyografi yapılan hasta 6 saat, balon ya da stent gibi tedavi edici girişim yapılan hasta ise yaklaşık 12 saat yatağından kalkamaz ve tuvalete gidemezken; el bileğinden anjiyo olan hasta işlemden hemen sora ayağa kalkabilir, oturabilir ve tuvalete gidebilir. Hatta işlem yapılan elini kullanabiliyor ve yemeğini kendi yiyebiliyor. Koroner tanısal işlemlerden sonra 6 saat hastanede yatmak yerine 2 saatte taburcu olabiliyor.
Kalp damar hastalığı teşhisi konan hastalara 3 farklı tedavi seçeneği uygunabilir. Bunlar ilaç tedavisi, perkütan koroner girişimler, ve açık kalp ameliyatıdır. Bunların içersinden en uygun tedavi şekli hastanın ve hastalığın durumuna göre hasta ve doktor birlikte karar verirler.
İlaç tedavisi
Kalp damar hastalığı teşhis edilmemiş (birincil koruma) ve edilmiş (ikincil koruma) hastalarda ilaç tedavisi farklılık gösterir. Her kalp damar hastası her gün 100-300 mg aspirin kullanmalıdır. Her sağlıklı bireyin aspirin kullanılması önerilmez. Sağlıklı bireylerde 10 yıllık kalp krizi geçirme olasılığı %6 üzerinde çıkan kişilere de aspirin önerilir. Yine birincil korumada hastaların şeker ve tansiyon ilaçlarını düzenli kullanmaları önemlidir. Birincil ve ikincil korumada kolesterol ilaçlarının başlama kriterleri farklıdır. Diğer kullanılan ilaç grupları hemen hemen aynıdır.
Perkütan Koroner Girişimler (PCI)
Koroner Anjiyoplasti ve Stent
Kalp damarlarındaki yerel daralmaların cerrahi olmayan bir yol ile açılması işlemine koroner anjiyoplasti adı verilir (balonla damar açılması). Kasık atardamarından girilerek, kalbin damarlarına doğru itilip buraya yerleştirilen ´kılavuz tel´ aracılığı ile sönük durumdaki balon bu kılavuz tel üzerinden kaydırılarak darlığın olduğu bölgeye yerleştirilir ve dışarıdan verilen basınçla şişirilip (yaklaşık 3 cm boyunda ve 3-4 mm eninde) kalp damarı kalınlığı açılmış olur. Bazı durumlarda bu balon üzerine önceden yerleştirilmiş bir metal kafes (stent) damar içinde kalıcı bir bırakılarak damarın yeniden daralma ihtimali azaltılmış olur.
Her kalp damar darlığı bu yöntemle açılmaya aday değildir. Bazı hastalar için bypass ameliyatı, bazı hastalar için de kalp ilaçları en etkin ve emniyetli tedavi şekli olabilir; bu kararı ancak ilgili uzmanlar verir.
Cerrahi yaklaşım
Bypass Cerrahisi
Kalp hastalığınızın derecesini saptamak üzere doktorunuz bir dizin testin yapılmasını isteyebilir. Büyük olasılıkla kardiyak kateterizasyon ile birlikte koroner anjiyografi gerekecektir. Bu girişimler ile kalbinizin durumuna dair röntgen görüntüleri alınır. Arterlerinizin tıkanma derecesine bağlı olarak doktorunuz koroner arter bypass girişimini önerebilir. Bu girişim, kalp kasının beslenmesini sağlayan kan akımını düzeltir ve sizi tekrar sağlıklı bir kalbe kavuşturur. Koroner Bypass kalbiniz ve hayatınız için ikinci bir şans demektir.
Endoskopik Cerrahi
Minimal invaziv bir teknik olan endoskopik cerrahide özel endoskopik cihazlar ile göğüs bölgesine açılan küçük kesilerin içerisinden açık kalp operasyonları gerçekleştirilebilmektedir. Cerrahi enstrümanlar tamamen cerrahın manuel kontrolündedir, cerrahi alanın görüntülenmesi için endoskopik kamera kullanılabilir. Açık kalp cerrahisi işlemleri için kasık bölgesindeki damarlar kullanılarak kalp akciğer makinası desteği sağlanmaktadır. Bu yöntem de daha küçük kesiler ile göğüs kemiği açılmadan açık cerrahideki yapılan operasyonun aynısı gerçekleştirilebilmektedir. Bu nedenle ameliyat sonrası hareket serbestliği ve yara iyileşmesi daha konforludur. Hastaların ameliyat sonrası daha erken dönemde iş yaşamına ve aktif hayata dönmeleri mümkün olabilmektedir. Ancak endoskopik tekniğin uygulanabilmesi için göğüs duvarı yapısının ve kalpteki anotominin uygun olmaıs gerekmektedir. Endoskopik yöntem ile koroner bypass işlemi kapak tamirleri, kapak değişim işlemleri, kalp deliklerinin kapatılması ve ritm tedavisi için ablasyon işlemleri uygulanabilmektedir.
Robotik Cerrahi
Robotik cerrahinin endoskopik cerrahiden temel farkı cerrahi enstrumanın cerrahın uzaktan kontrolü altında robotun manipulasyonunda olmasıdır. Bu yöntemin temel avantajı çok küçük delikler ile yapılan işlem sırasında geniş bir hareket kabiliyeti sağlaması ve kompleks ameliyatların yapılabilmesine olanak sağlamasıdır. Robotik cerrahi ilk olarak 1980'li yılların sonunda Amerikan Uzay Dairesi (NASA) tarafından tasarlanmış ve asıl amaç yaralanmış olan askerlere uzaktan müdahale etmek üzere dizayn edilmiştir (telesurgery-telemanuplasyon). Daha sonra bu çalışma ekibinin endoskopik cerrahi ile ilgilenen bilim adamlarınca ortaklaşa çalışmaları sonunda pek çok ilerlemeler kaydedilmiş ve AESOP, Zeus (Computer Motion Inc., Santa Barbara, CA) ve Da Vinci (Intuitive Surgical Inc., Mountain View, CA) gibi cerrahi sistemler üretilmiştir. Bu sistemler pek çok cerrahi disiplinde safra kesesi, prostat, böbrek, kadın hastalıkları ve son olarak da kalp hastalıklarında tedavi amaçlı olarak kullanılır olmuştur.
Robotik kalp cerrahisi ile ilgili ilk klinik sonuçlar 1990'lı yıllarda alınmıştır ve 2000'li yıllardan sonrada çok hızlı bir şekilde artmıştır. Robotik kalp cerrahisinde şu ana kadar ki en geniş operasyon serisi Amerika Birleşik Devletlerinde East Carolina Universitesinde gerçekleştirilmiştir. Bu merkezde 2000 ile 2006 yılları arasındaki yapılan çalışmada bu yöntem ile 300 kadar hastaya mitral kapak müdahalesi yapılmıştır. Bu çalışmada hastaların ortalama hastanede kalış süreleri ortalama 5 gün olarak tespit edilmiştir. Koroner bypass operasyonlarında ise tek merkezli en büyük çalışmada toplam 150 hasta robotik destekli olarak ameliyat edilmiştir, bu hastaların ameliyattan 3 ay sonra yapılan kontrol bilgisayarlı tomografik anjiografilerinde bypass damarlarının açık durumda olduğu gözlenmiştir. Koroner bypass cerrahisi ile ilgili olarak en büyük çok merkezli çalışma ise 2006 yılında rapor edilmiştir. Bu çalışmaya dünyanın değişik merkezlerinden 12 hastane katılmış, 98 hasta opere edilmiş ve erken dönem sonuçları çok başarılı bulunmuştur.
Robotik kalp cerrahisi hastalara küçük kesi, iyi kozmetik görünüm, çabuk yara iyileşmesi, erken mobilizasyon ve erken normal hayata dönüşün yanında aynı zamanda çok iyi damar açıklık oranları ve cerrahi başarı oranları sağlayabilmektedir.
Acıbadem'de Robotik Kalp Cerrahisi Uygulamaları ve Sonuçları
Oldukça teknik ve alt yapı gereksinimi olan bu yöntem Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dünyada sayılı merkezde kullanılabilmektedir. Ülkemizde de Acıbadem Maslak Hastanesi, robotik kalp cerrahisinde öncü olmuş, dünyada ve ülkemizde ilklere imza atmıştır. Dünyada ilk olarak kalbin sol ventrikülü (karıncık) içerisindeki anevrizma (balonlaşma), Da-Vinci Robotu ile tamir edilmiş, bunun yanında yine Türkiye'de ilk kompleks mitral kapak tamiri ve mitral kapak değişimleri bu yöntem ile hastanemizde yapılmıştır.
Kliniğimizde çok damar hastalığı bulunmayan koroner arter hastaları anatomik yapısı müsait olduğu takdirde rutin olarak robotik yardımlı olarak opere edilebilmektedir. Bunun yanında anatomik yapısı uygun olan hastalara mitral kapak tamiri, mitral kapak değişimi ve trikuspit kapak müdahalesi yapılmaktadır. Şu ana kadar ekibimiz tarafından yapılan robotik yardımlı operasyon sonrasında hastalarımız ortalama yoğun bakım kalış süreleri 10 saat, hastane kalış süreleri de ortalama 5 gün olarak gerçekleşmiştir. Şu ana kadarki robotik kalp cerrahisi operatif teknik başarı oranımız %90' dır.